Ana Sayfa
14 Nisan 2018 ( 2068 izlenme )

BU HABERİ ELDEN ELE YAYALIM ! BÜYÜK PLANLAR DEVREDE YEM OLMA EY İNSANLIK !

KİMYASAL SİLAH VE SIĞINMACILAR ÜZERİNDEN BÜYÜK TUZAK

Saddam Hüseyin, 1975’te İran’la yapmış olduğu Şat-ül Arap anlaşmasını feshederek İran topraklarına girmiş, sekiz yıl sürecek olan İran-Irak savaşının fitilleri 1980’de ateşlenmişti.

İRAN-IRAK SAVAŞI BİR İSRAİL PROJESİ

Bu İsrail’in büyük bir öngörüsüydü, yeni İsrail stratejisinin temel taşıydı, şöyle ki;
‘Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkan vermeden çökmesine sebep olacaktır.’

Bu aynı zamanda Tevrat’ta yer alan bir kehanetti, Amots oğlu Yeşaya Irak’la ilgili bildirisini açıklarken İran’ı Irak’la karşı savaştıracağını söylemişti;
‘Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medleri onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler’.

Günümüzde PKK örgütü Medlerin torunları olduğunu söylüyor…

HALEPÇE’DE KİMYASAL KULLANILMIŞTI

Savaşın son yılında İran Ordusu’nun Halepçe kasabasına uzanması, ardından KYB’nin desteğiyle bölgede bir iç isyan başlatması üzerine Saddam Hüseyin harekete geçti… Halepçe’ye hava bombardımanı düzenlendi; ‘Kimyasal Ali’ adıyla bilinen Ali Hasan al-Majid al-Tikriti eliyle masum insanlara karşı zehirli gaz bombaları kullanıldı. Sonuç tam bir katliamdı; binlerce insan yaşamını yitirmiş, bir o kadarı da yaralanmıştı.

19 Ağustos 1988′de, Irak ve İran arasında bir ateşkes anlaşması imzalandı; 5 gün sonra Irak Ordusu Halepçe’ye giriyordu. Bu kimyasal silah meselesi Irak’ın peşini bırakmayacaktı; 2’nci Körfez Krizi’ni yine bu silah meselesi tetikleyecekti…

Peki ama Irak bu kimyasal silahlara nasıl sahip olmuştu?

Konuyu araştıran yabancı uzmanlar bu meseleyi şöyle açıklıyor:

KİMYASAL VE NÜKLEER İŞLERİNİN ARKASINDA BATI VAR”

‘Moskova’nın 1972’de bir ‘dostluk ve işbirliği anlaşması’ imzaladığı Irak, sonraki yıllarda temel gereksinimlerini tek karşılayabilecek yer olan Batı ülkelerine giderek daha çok yanaşıyordu. Fransızlar yetmişli yılların ortalarında ona istediği santrali verdiler. Bunu yaparken de plütonyum üretiminin ve zenginleştirilmesinin yaratacağı risklere gözlerini yumdular. Saddam Hüseyin atom bombasını istiyor, bunu da gizlemiyordu. 1981 yılında İsrail uçakları Osirak’taki Irak nükleer santralini tahrip ettiklerinde geçici olarak düş kırıklığına uğradı.

“BATILI ŞİRKETLER TEMİN ETTİ”

Irak, önemli bir kimyasal silah cephaneliğine zaten sahipti ve bunları İran saldırı dalgalarına ve başkaldıran Kürt köylerine karşı kullanmıştı. Bu noktada da Batılıların yardımı belirleyici idi. Irak askeri programlarında, özellikle de bu kimya sanayinin kuruluşunda çeşitli düzeylerde işbirliği yapmış olan iki yüz şirketi saydık.

“ABD TEZGAHTA BELİRLEYİCİ”

Liste şöyle: 86 Batı Alman işletmesi; 18 Amerikan firması; 18 İngiliz firması; 16 Fransız; 12 İtalyan; 11 İsviçre; 17 Avusturya; 8 Belçika; 4 İspanyol firması… Her ne kadar Birleşik Devletler hükümeti ona silah sağlamadığını hiçbir zaman kabul etmediyse de, birçok özel Amerikan firması Bağdat’a askeri malzeme satıyor, bunlar ya paravan şirketler ya da Irak’a aracılık eden şirketler tarafından naklediliyordu.’

Uğur Mumcu, bu kimyasalın ardındaki ülkeler için şöyle diyor;

“YASAK AMA DİNLEYEN YOK”

‘1925 yılında Cenevre Sözleşmesi ile kimyevi silah kullanımı yasaklanmış; ancak bu yasağa hiç kimse uymamıştır… Kimyevi silah kullanılması 1972 yılında imzalanan Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ ile de yasaklanmış. Yasaklanmış, ama dinleyen yok!

ABD VURDU… “SURİYE’YE SALDIRI”
“SAVAŞ OYUNLARI”

SIPRI, Sovyetler Birliği’nin 1986 yılında Afganistan’da, ABD’nin Nikaragua’da, Irak’ın İran’da, Vietnam’ın 1986’da Kamboçya’da, Libya’nın Çad’da, Nikaragua’nın da Amerikan yansılı Contara gerillarına karşı biyolojik silah kullandığını açıklıyor, SIRPI, bu devletleri kimyasal ilah kullanmakla suçlayan kaynakları da bildiriyor. Irak’ın 16 Mart 1988 günü Halepçe’de kendi yurttaşları olan Kürtlere acımasızca kimyevi silahlar attığı da biliniyor. Böylece dünyanın gözü önünde bir aldatmaca hüküm sürüyor! Sovyet Bloğu kimyasal savaş konusunda kapitalist dünyayı suçluyor; ABD ve bağlaşıkları da Sovyetleri sorumlu tutuyorlar. Oysa Sovyet Bloğu da NATO Ülkeleri de İslam Devletleri de Latin Amerika diktatörleri de aynı işi yapıyorlar.’

“PKK, BARZANİ, TALABANİ ANLAŞTILAR”

Öte yanda katliamın hemen öncesinde Celal Talabani, PKK ile anlaşma yaparak Türkiye’ye karşı ittifak kurmuştu. Uğur Mumcu bu kirli ittifakı biliyordu, bunu da bize duyurmuştu;
‘1 Mayıs 1988 günü bir araya gelen taraflar Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ‘devrimci silahlı mücadeleyi ve kitlesel direnişleri geliştirmeyi, cephe oluşturmayı’ kararlaştırmışlardı.

SIĞINMACI İŞLERİ

Halepçe katliamının sonuçları Saddam’a olduğu kadar Türkiye için de olumsuz oldu; 500 binden fazla peşmerge Türkiye sınırlarına yığıldı. Diğer dünya ülkeleri bu dramı görmezden gelirken, Türkiye bu peşmergelere yardım etti ama Batılı ülkeler bunu uluslararası bir Kürt sorununa dönüştürdüler. Özal devrinde bir dönem Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuş olan Ahmet Kurtcebe Alptemuçin o günleri şöyle hatırlıyor;

“PKK TERÖR ÖRGÜTÜNE KAYNAK”

‘1988 yılında, tarihe Halepçe katliamı olarak geçen olayların ardından Türkiye’ye sığınmak isteyen peşmergelere kapımızı açmıştık. Ama öyle sorunlarla karşı karşıya kalmıştık ki, adeta ‘iyilikten maraz’ doğmuştu. Sığınmacılarla birlikte teröristler de gelmiş ve bu yüzden PKK’nın faaliyetlerinde artış olduğu yorumlanmıştı. Dolayısıyla ortaya çıkan sorunları çözmekte zorlanmış, üstüne üstlük Batılı ülkelerin de tepkilerine maruz kalmıştık’ .

Özal siyaseti Halepçe olayı karşısındaki etkisiz tutumuyla sığınmacıların dramının Türkiye’yi uluslararası bir Kürt sorunuyla karşı karşıya getirmesine engel olamamıştı…

Şimdi bugüne gelelim…
Türkiye yine sığınmacı sorunuyla karşı karşıya tıpkı Irak’ta olduğu gibi…
Türkiye terör tehdidiyle karşı karşıya tıpkı Irak’ta olduğu gibi…
Üstüne de Suriye’den gelecek olası kimyasal tehdidiyle karşı karşıya tıpkı Esad’a kurulan tezgahta olduğu gibi…

“IRAK’TAKİ AYNI TEZGAH SURİYE’DE KURULUYOR”

Şimdi ABD diyor ki “Esad kimyasal silah kullanıyor” tıpkı Saddam’a bir zamanlar dediği gibi… Yani bu ABD Saddam’ı kimyasal üzerinden devirdiği gibi Esad’ı da hedef alırsa şaşırtıcı olmayacak.

“SÜREÇ İŞLİYOR”

Ancak garip olan şu; Irak kuzeyinde Barzani’yi kurdular, Türkiye destekledi. 2011’de Suriye kuzeyinde PYD/YPG’yi kurdular, Türkiye önce destekledi, sonra görmezden geldi, şimdi ise savaşıyor…

Garip olan şu ki, ABD Esad’a karşı, İsrail Esad’a karşı Türkiye de Esad’a karşı!
Esad devrilirse… ABD-İsrail yanlısı yönetimler işbaşına getirilecek ve Irak nasıl etnik ve mehzep temelinde parçalanıyorsa aynısı Suriye için de işletilecek Yani bu iş ABD’ye yarıyor, İsrail’e yarıyor.

Hepsi alt altta geldiğinde BOP sürecinin kesintisiz işlediği görülüyor şimdi Türkiye karşı çıkmış gibi görünse de…

Erdal Sarızeybek

Bunlar da İlginizi Çekebilir