Reklamlar

Etyen Mahçupyan'dan flaş AKP yorumu: Aslında bu son derece zayıf bir iktidar

Mahçupyan'ın "Dindarların 28 Şubat’ına doğru mu?" başlığıyla (20 Mart 2018) yayımlanan yazısı şöyle:

Cumhuriyet döneminin kültürel düzlemde getirdiği bir dizi yeniliğe ‘reform’ dendi ve bunlar toplumun bir bölümü tarafından kutsandı. Gelen değişikliğin hepsi iyi veya kötü değildi… Hatta muhtemelen her birinin iyi ve kötü yanları vardı. Ne var ki laik cenah hepsini yüceltirken, toplumun dindar kesimi kendisine yapılan baskıyı önemseyerek tümünü vicdanında mahkum etti. Bu iki büyük cemaat arasında geçişlilik ise çok sınırlı kaldı ve ideolojik ayrışma ile sosyolojik uzaklaşma böylece üst üste bindi.

Kendi içinde manen gerilmiş olan bu halkı önce 80 yıl ‘laikler’ yönetmeye çalıştı ve beceremedi… Her istediklerini yaptılar, içlerinden zengin bir sınıf çıkardılar, öteki tarafa ise ancak kimliğinden vazgeçme koşuluyla şans tanıdılar ama yönetemediler. Nitekim yaşanan darbeler bu acizliğin göstergesiydi. Nihayet 28 Şubat’la birlikte söz konusu başarısızlık dibe vurdu. Bütün bu süre boyunca yönetimin insan kalitesi sürekli düşüş gösterdi ve sonunda laik cemaat ideolojik olarak da tükendi.

***

Bu tarihsel beceriksizliğin temel nedeni laik ideoloji üzerinde yükselen iktidarların kendi cemaatlerini ‘toplum’ sanmalarıydı. ‘Kimin iktidarı iseniz ona hizmet verirsiniz’ mantığı halkın daha da ayrışması ile sonuçlandı. Belki gündelik hayat iki kesimi birbirine benzetiyor, onları sınırlı da olsa bir araya getirebiliyordu, ama anlam dünyalarına girildiğinde aradaki farklılaşma kemikleşti… Laik cenahın vatandaşları ise hem elde ettikleri göreceli avantajlardan memnundular hem de aynen yöneticiler gibi dindarların ‘geri’ olduklarını, yani eşitliği hak etmediklerini düşünüyorlardı. Böylece ideolojik saflaşma ve ‘yaşam biçimi’ adına kendilerine sunulanlara, kötü yönetime, yozlaşmaya ve darbelere razı oldular.

Oysa bu durum tarihsel anlamda bir yenilgiye işaret ediyordu. Belki bugün laik cemaatin bir bölümü, toplumun tümünü eşitlikçi, özgürlükçü, adil ve birlikteliği önemseyen bir mantık içinde kuşatamadığınız takdirde, onu yönetemeyeceğinizi ve toplumsal katma değerin kısa vadeli ‘müsaderesi’ ile yetineceğinizi anlamıştır. Dönem bitip, iktidar ötekilere geçtiğinde onların da yönetimi ‘sopa’ ile götürme ihtimallerinin yüksek olabileceğini idrak etmişlerdir…

AK Parti’nin ilk on yılı bu nedenle mucizevidir… Çünkü rövanşist davranma ihtimali olan bir iktidar, kendi üzerine gelen zorlamalar karşısında özgüvenli bir demokrasi sahiplenmesi göstermiş, popülizm ve hamasetten uzak durmuş, eşitlikçi ve adil bir yönetim sağlamış, hem de öteki kesimi kuşatan bir toplum tasavvuru ortaya koymuştu.

Ancak mucizelerin sürdürülmesi sorumluluk, derinlik, olgunluk, tevazu gibi hasletlere, aynı zamanda kurumsallaşmayı öne çıkaran bir rasyonalite gereğinin idrak edilmesine muhtaç. AK Parti ise maalesef kendi içinde kurumsallaşmayı gerçekleştirecek zihniyet sentezini beceremediği veya istemediği oranda, bugün bu hasletlerin hepsinde sorun yaşıyor.

***

Gelinen noktada, aynen geçmişteki iktidarlara benzer şekilde, AK Parti’ye de kendi cemaatini toplumun yerine koyan, o cemaate hizmet ve hizmet götürerek seçim kazanmayı hedefleyen, seçimi kazanamamayı milli bir felaket olarak algılayan sağlıksız bir anlayış hakim olmuş gözüküyor. Hakem devleti hayata geçiren bir parti, şimdi ‘taraf devlet’ üretmekle kalmıyor, onun üzerinden toplumu parçalara ayırıyor, makbul vatandaşı yeniden tanımlıyor, dışında kalanı gayrı milli, hatta hain ve suçlu ilan edebiliyor.

Aslında bu son derece zayıf bir iktidar… Çünkü güçlü iktidarların toplumu yönetmek için bu türden yollara girmelerine gerek yoktur. Ancak yönetemeyen veya yönetemeyeceğini düşünen iktidarlar bu türden bir anlayışa kayma ihtiyacı hisseder. Oysa AK Parti bunun aksini yapabileceğini kanıtlamış bir siyasi hareket…

Laik kesim kendisine bir 28 Şubat üreterek manevi iflasını itiraf etmişti… Dindarların da kendilerini benzer bir konuma sürüklemeleri çok yazık…