Reklamlar

YILMAZ ÖZDİL'DEN ''KORKMA, SÖNMEZ...'' (16 MART CUMA)

Korkmaz sönmez...
Yılmaz Özdil/16.03.2018/Sözcü

Her kuşu öpmüştü.
Bi leylek kalmıştı.
Asrın liderimiz “en büyük üzüntüm, İstiklal Marşı’nın hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin bulunamamış olmasıdır, burada bestekarlara büyük iş düşüyor, temenni ediyoruz ki o da çıkar” dedi.

*

Aslına bakarsanız…

*

Babasının oğlu Bilal konsere gitmiş, “efenim beğendiğiniz parça varsa okusunlar” denmiş, Bilal hemen istek parçasını söylemiş, “Sabile’yi çok severim” demiş… Herkes şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakmış, “efenim maalesef o bahsettiğiniz şarkıyı bilemedik” demişler, Bilal sinirlenmiş “nasıl bilmezsiniz yahu” demiş, “eller ayır sabile, yollar ayır sabile, yıllar ayır sabile!”

*

İstiklal Marşı’nın dramı budur.

*

Sözle müzik birbirine oturmaz.

*

Ben kendi payıma ilkokulu bitirine kadar “lardaaa yüzeen al sancaaak” bölümündeki “larda”nın ne olduğunu kavrayamamıştım.
Habire öğretmenime soruyordum, larda ne demek öğretmenim?

*

“Tüteeen en son ocak obe” var bir de.
Deliriyorduk meraktan, Allahım yarabbim “obe” ne?
Sınıf arkadaşlarımla birlikte “Japonca kelime mi acaba?” diye fikir yürütüyorduk, rahmetli öğretmenimiz de obe’nin aslında “o benim”in obe’si olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

*

Böylece “nim milletimin yıldızıdır parlayacak” bölümündeki “nim”in nereden kaldığını da öğrenmiş oluyorduk.

*

Çünkü…
Güftesi 1921 yılında, bestesi 1924 yılında kabul edildi.
Yani, üç sene önce yazılan sözlere, üç sene sonra müzikal gömlek dikildi.
Marştan çok acemaşiran makamında, bildiğin alaturka şarkı gibiydi.
Haliyle cuk oturmadı, pot yaptı.
Altı yıl o şekilde vaziyet idare edildi.
Baktılar ki olmuyor, 1930 yılında bestesi gene değiştirildi.
Bu hali kabul edildi.
Anca bu kadar oldu.

*

İşte bu nedenle çık sokağa sor, nüfusun en az yarısı “korkmaz sönmez” der.
Halbuki “korkmaz” diye bir kelime yoktur İstiklal Marşı’nda.

*

Türk halkı, sadedir.
Marşımız, çetrefillidir.
Oturmaması ondan.
Oturmaz, uymaz, istersen elli beste daha yap, mümkün değildir.

*

İyi bir şey yapayım derken, illa abartıp kuş kondurma merakımız olduğu için, ses aralığı yüksek tutulmuştur.
Söylerken mesela, Edirne’den şak diye Erzurum’a, şak diye Trabzon’a, şak diye Muğla’ya geçmen gerekir ki, konservatuvar öğrencileri için bile çok zordur.

*

Sadelikten uzak olduğu için…
Söz başka telden çalar.
Saz başka telden söyler.

*

(Peki neden böyledir derseniz?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri arasında yeralıp, Mustafa Kemal vizyonuna danışılmadan yapılan, Mustafa Kemal’e sormamıza gerek yok, biz çok daha iyi hallederiz diye TBMM’de emrivakiyle yapılan, ilk ve tek işti!
Olacağı maalesef buydu.)

*

Neticede…
Bunu öğrenene kadar göbeğimiz çatladı.
Dombıra’yı araklayıp üstüne tırışkadan söz yazmaya benzemez, gözünüzü seveyim bi daha dokunmayın kardeşim.


PAYLAŞALIM ARKADAŞLAR.