Reklamlar

Yılmaz Özdil'den Yılın Yazısı ... Anlayana ...



Yılmaz ÖZDİL: Figüranlar değişiyor 
film hep aynı film

Havacı yüzbaşıyken, Napoli'de NATO karargahında görevlidir.
Kızı dünyaya gelir.
Kızına “NATO” ismini koyar!

Dünya tarihinde ilk kez, bir Türk subayı “NATO'nun babası” unvanını almıştır!

Askeri istihbaratçıdır.
27 Mayıs darbesinde lider kadro içindedir.
Talat Aydemir'in darbe girişimlerinde yeralır, yargılanır.
Albayken emekli olur.
Sivil hayatına MİT'te devam eder.
“Kadrolu değildi” derler ama, bilemeyiz gari, bağı çok sıkı fıkıdır.
TSK'daki eski mesai arkadaşları MİT'te kritik koltuklardadır.
İstanbul basınıyla, İstanbul sermayesiyle yakın ilişki kurar, çok önemli bir holdingimizin bankasında yönetici olur.
1971…
ABD'nin İstanbul konsolosluğunda görevli bir CIA ajanı tarafından devşirilir.
Şifreli mesajlarla iletişim kurmaya başlarlar, her ayın ilk veya ikinci çarşambası Fındıklı'da köhne bir apartmanda buluşurlar.
Amerikalılara verdiği belgeler karşılığında, sahte soyadıyla “Turan Tural” ismiyle makbuz imzalar, ayda bir elden para alır.
Planlı randevular haricinde illa araması gerektiğinde, kendisini “John” diye tanıtarak, sanki Amerikalıymış gibi ABD konsolosluğuna telefon eder.
1982…
MİT bu ilişkiyi öğrenir.
Ruh gibi takip etmeye başlar.
Somut deliller toplanır.
Fotoğraflanır.
Amerikan konsolosluğunda “diplomat” kimliğiyle görev yapan CIA ajanıyla düzenli olarak buluştuğu belgelenir.
Bir sonraki buluşmada suçustü yapılır.
Bizimkinin üstünden 20 sayfa döküman çıkar.
Amerikalı'nın cebinde “istediği bilgileri içeren not kağıdı” bulunur.
Evi basılır.
Amerikalılara verdiği raporların karbon kağıdıyla çoğaltılmış örnekleri ele geçirilir.
Sorgusunda her şeyi itiraf eder.
El yazısıyla kaleme alır, imzalar, CIA'yle ilişkisini en ince ayrıntısına kadar anlatır, Türk ordusuyla alakalı devlet sırlarını verdiğini söyler.
Casusluğu karşılığında, o zamanın parasıyla 1.5 milyon lira gibi ciddi bir servet almıştır.
İtiraflarını yaparken, hazin bir kıyaslamayla kendisini savunur… “Zaten bütün hükümetler Amerikan hesabına çalışıyor, ben yapınca mı suç oldu” der!
Askeri mahkemede yargılanmak üzere Ankara'ya gönderilir, Mamak askeri cezaevine konulur, 15 yıl hapsi istenmektedir.
O arada gazetelere röportaj verir, “vatanımı seviyorum, Amerikan sempatizanıyım” der.
1983'te cezaevinde ölür.
Otopsi raporuna göre, kalp krizidir.
Elbette şüpheli ölümdür ama, 12 Eylül ortamıdır, yayın yasağı vardır, örtülür gider.

(Albayın kızı NATO, babasının koyduğu ismi kullanmaz, göbek adını kullanır, efsane sanatçımızın eşi olur.)

Aradan 30 sene geçer.

Türk Silahlı Kuvvetleri, mermi bile sıkmadan imha edilmek üzere, feto kumpasıyla hapse tıkılır.
O toz duman arasında, enteresan ötesi bir gelişme olur…
Ergenekon davasına bakan mahkeme, savcıların talebi yokken, avukatların talebi yokken, fol yok yumurta yokken, Genelkurmay ve MİT'e resmi yazı gönderir, yukarıda adı geçen casus albayın gizlilik kararı olan dosyasını ister!
Türk Silahlı Kuvvetleri'ni imha eden feto organizasyonu, her nedense (!) Amerikalılara belge sızdırırken enselenen ve cezaevinde hayatını kaybeden casus Türk subayını merak etmiştir.
Bu gizli dosya Ergenekon mahkemesine teslim edildi mi? Kozmik oda belgeleri gibi Ergenekon mahkemesi üzerinden ABD'ye iletildi mi? Bilemiyoruz… Çünkü bu enteresan ötesi haber satır aralarında kalmış, sayın lavuk basınımız tarafından üzerinde durulmamış, geçilmiştir.

Aradan altı sene daha geçer.

Ve, dün ortaya çıkar ki… ABD'nin İstanbul konsolosluğunda görevli Türk personel, Metin Topuz, feto kapsamında tutuklanmıştır. Firari savcı Zekeriya Öz'le, şu an hapiste bulunan fetocu polis müdürleriyle düzenli olarak irtibat halindedir. “Devletin gizli bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek”le suçlanmaktadır.

Figüranlar değişir.
Senaryo aynı, film aynıdır.

Yıllar akıp gider.
Nesiller değişir.
Türkiye hep aynıdır.

NATO kafa NATO mermer denilen, olsa olsa budur!