Reklamlar

Yılmaz Özdil Yazdı ! İşte İsmail Kahraman'ın Bilinmeyen Geçmişi


YILMAZ ÖZDİL
tbmm başkanı
16 Kasım 2017

Temmuz 1968…
CIA'in İstanbul'daki istasyon şefi Duane Clarridge, Gümüşsuyu'ndaki bir
apartman dairesinin geniş penceresinden Dolmabahçe rıhtımını seyrediyordu.
*
Evsahibi Betty Carp'tı.
Sovyet devrimi öncesinde Rusya'dan İstanbul'a kaçan, Macar kökenli Musevi bir
ailenin kızıydı. Henüz 16 yaşındayken, ABD'nin Osmanlı büyükelçisi Henry
Morgenthau tarafından İstanbul'daki Amerikan Büyükelçiliği'ne santral
memuresi olarak işe alınmıştı. Rusça, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca,
Rumca ve Türkçe biliyordu. Zekası, iş bitiriciliği etkileyiciydi. Daktilo memuresi
yapıldı. 1919-1922, milli mücadelemiz sırasında Amerikan yazışmalarının
tamamına şahit oldu. Amerikan vatandaşı oldu. Musevilikten Protestanlığa
geçti. ABD'ye götürüldü, istihbarat eğitimi verildi. CIA kurucu başkanı Allen
Dulles'in sevgilisiydi, evli ve üç çocuk babası CIA başkanıyla fırtınalı bir aşk
yaşıyorlardı, Allen Dulles 1921'de İstanbul'da görev yapıyordu, o dönem
tanışmışlardı. İkinci dünya savaşından sonra tekrar İstanbul'a döndü, artık
santral memuru değil, bildiğin CIA casusuydu. İstanbul'da Ankara'da geniş çevre
yaptı, bizim lavuk siyasiler ve angut bürokratlar, bu cıvıl cıvıl cilveli Amerikan
güzelinin ağzının içine bakıyordu, yüzlerce vatan hainini devşirdi, muhbir haline
getirdi. CIA'in bu memleketi ahtapot gibi sarıp sarmalamasında, büyük emeği
vardı. “Ataşe” ayağıyla Türkiye'de 50 sene faaliyet gösterdi, 1964'te emekli
oldu, İstanbul'dan ayrılmadı, 84 yaşında ölene kadar İstanbul'da yaşadı. Hiç
evlenmedi, mirasçısı yoktu, vaftiz belgeleri Tünel'deki Protestan Kilisesi'ndeydi,
ikametgahı ömrü boyunca Beyoğlu'ydu, hiç ev satın almamıştı, antika eşyaları,
paha biçilmez halıları, Hacer isimli yaşlı hizmetçisiyle birlikte kirada oturuyordu.
*

Temmuz 1968…
CIA'in İstanbul'daki istasyon şefi Duane Clarridge, işte bu efsane casus kadının,
o zamanlar 74 yaşında olan Betty'nin Gümüşsuyu'ndaki apartman dairesinden
Dolmabahçe rıhtımını seyrediyordu.
*
“Tam bağımsız Türkiye” sloganları atan üniversite öğrencileri, Altıncı Filo'yla
İstanbul'a gelen ve şehri gezmek üzere karaya ayak basan Amerikan
bahriyelerini denize döküyordu… Dewey Maroni kodadını kullanan Duane
Clarridge, çaresizce ve öfkeyle seyrettiği bu manzarayı asla unutmadı. Seneler
sonra hatıralarını kitap olarak kaleme aldı, “Dolmabahçe'de gördüğüm manzara,
terörizmle uğraşmamın başlangıcı oldu” diye yazdı!
*
Gayet netti. Amerikan çıkarlarına karşı çıkmak “terörizm”di!
*
Yedi ay sonra.
Şubat 1969.
Üniversite öğrencilerinin Altıncı Filo protestoları devam ediyordu, Taksim'de
miting yapacaklardı, valilikten resmi izin alınmıştı. “Emperyalizme Karşı Mustafa
Kemal Yürüyüşü” yapacaklar, Beyazıt'tan başlayıp, Dolmabahçe üzerinden
Taksim'e gireceklerdi.
*
Aniden… Dinci basın devreye girdi. “Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm”
manşetleri atılmaya başlandı. Köşe yazarı kisvesi altındaki tetikçiler “memlekete
ihanet eden bu hainleri toprağa gömme vakti gelmiştir” diye makaleler
döşeniyordu. “Ey müslümanlar, kızıl kafirlerle topyekün savaş kaçınılmaz
olmuştur, sağ kalan gazi olur, canını veren şehitlik şerefini kazanır” diyen bile
vardı. Camilerin önünde megafonlarla anonslar yapıldı, cuma namazı çıkışında
ahali kışkırtıldı, “cihada hazır olun, din elden gidiyor” deniyordu.
*
Gayet netti. Amerikan çıkarlarına karşı çıkınca “din elden gidiyor”du!

*
Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden otobüslerle sevkiyat yapılmıştı, eli sopalı,
bıçaklı tipler getirilmişti, Taksim meydanında topluca namaz kıldılar, tekbir
getirerek beklemeye başladılar.
*
Beyazıt'tan topluca 30 bin üniversiteli genç geliyordu. Dolmabahçe'ye vardılar,
Gümüşsuyu'ndan Taksim'e tırmanırken, güya güvenliği sağlayan polis-asker
kordonuyla dar bir yürüyüş hattına sokuldular. Tuzağa düşürülmüşlerdi. Koşarak
Taksim'e giren ilk 400 kişilik öncü grup, tekbir getirerek bekleyenlerin saldırısına
uğradı. 30 bin kişilik ana gruptan kopmuşlardı, polis-asker kordonuyla
saldırganlar arasında sıkışmışlardı. Taşlar sopalar havada uçuşuyordu, polisasker
seyrediyordu. Üniversitelilerden ikisi oracıkta hayatını kaybetti,
bıçaklanmışlardı, 200'den fazla üniversiteli yaralandı.
*
Tarihe “kanlı pazar” olarak geçen bu olayda… Polis kalabalığa bakıyor, kolunda
“mavi kurdela” varsa, dokunmuyordu.
*
Mavi kurdela, kimin hangi taraftan olduğunu gösteren etiket gibiydi.
*
Anadolu'nun çeşitli şehirlerinden otobüslerle taşınan saldırganlar, İstanbul'a
gelir gelmez, Milli Türk Talebe Birliği'nin Cağaloğlu'ndaki merkez binasına
götürülüyor, kollarına “mavi kurdela” takılıyordu!
*
Milli Türk Talebe Birliği'nin başkanı İsmail Kahraman'dı.
*
Yusuf'un boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için bir defa ölüyorum, sizler
bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz, biz halkımızın hizmetindeyiz,
sizler Amerika'nın hizmetinizdesiniz” dedi.
Astılar.
*
Hüseyin'in boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için
savaştım, bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım, bundan sonra bu bayrağı
Türk halkına emanet ediyorum” dedi.
Astılar.
*
Deniz'in boynuna ip geçirdiler.
Son sözlerini sordular.
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye” dedi.
Asamadılar…
Cellata bırakmadı, ayaklarının altındaki tabureyi kendisi tekmeledi.
*
Deniz asılırken Yusuf'u getirip seyrettirmişlerdi, Yusuf asılırken Hüseyin'i getirip
seyrettirmişlerdi.
*
Denizlere Yusuflara Hüseyinlere kıydı bu ahali.
İsmail Kahramangilleri tbmm başkanı yaptı.
*
Bu yazıyı okuyup öğrenecekler şimdi…
Koşarak gidip rahmetli bacıları Betty'e de fatiha okurlar gari!

Yılmaz Özdil SÖZCÜ